Hagi'nin duası

Belki yaşı çok genç olanlar hatılamazlar. Yıllar önce Galatasaray futbol takımına bir Romen futbolcu transfer edilmişti.

George Hagi...

Tüm zamanların en iyilerinden kabul edilen bu futbolcu, yıllarca Galatasaray'da futbol oynadı ve özellikle attığı "free kick" golleri ile taraflı tarafsız herkesin hayranlığını kazandı. Ben Fenerbahçeli olduğum için adama hep haset ve kıskançlık duyguları ile baktım, fakat büyüklüğünü her zaman teslim ettim.

Bu deneme yazımın konusu yukarıdaki girişe bakıldığında "futbol ve Hagi" gibi algılanabilir, ama öyle değil. Okudukça anlayacaksınız ki, aslında bu yazımda dikkat çekmeye çalışacağım konu, "Tanrı'ya dua etmenin mahiyeti" olacaktır.

==========

Çok yıllar önce, elimde kumanda TV'de kanal kanal gezerken Samanyolu TV'de Hagi'yi gördüm ve durdum. Adı geçen kanalın spor programında ünlü futbolcu ile röportaj yapılıyordu. Dindarlık iddiasında olan bir TV kanalında, müslüman olmayan bir futbolcu ile yapılan röportaj ilginç olmalıydı.

Tahminimde yanılmamıştım. Sorulan o soruyu ve Hagi'nin verdiği cevapları sonuna kadar izledim ve bizim toplumumuzun ölçülerine göre dindar birisi olmamama rağmen, "duanın mahiyeti" konusunda kafam karıştı. Geleneğin bize öğrettiklerine hiç benzemiyordu söyledikleri... Hatta bildiğim kadarı ile kilisenin söylediklerine de benzemiyordu.

Sunucu, ünlü futbolcuya şu soruyu sordu: "Biz biliyoruz ki free kick atışlarında başarı oranı çok yüksek olan futbolculardan birisin. Hatta Brezilyalı Didi'den sonra seni ikinci sırada gösteren bir çok otorite var. Benim merak ettiğim, free kick atışını yapmadan hemen önce Allah'a dua ediyor musun?"

Hagi gülümsedi. "Evet dua ederim" dedi ve devam etti: "Dua ederim ama, vuruştan hemen önce değil..!"

- Nasıl yani? Maçtan önceki gece mi dua ediyorsun? Veya maça gelirken mi, yahut soyunma odasında mı vuruşlarının gol olması için Allah'a yalvarıyorsun?

- Hafta içi hergün yaparım ben duamı...

- Anlayamadım; hafta sonu oynanacak maç için bütün hafta boyunca mı dua ediyorsun? Ne güzel...

- Eh, öyle de diyebiliriz. Hafta içindeki antremanlarımız bitince, bütün arkadaşlarım duşlarını alırlar, giyinirler ve giderler. Ben ise topumu yanıma alıp Florya sahiline inerim. Kumun üzerinde ve çıplak ayakla, yaklaşık 1 saat topa vururum. Kumsalda duran minyatür bir kaleye, uzaktan onlarca atış yaparım. Sonra tesise dönüp duşumu alırım ve dinlenmeye giderim.

Sunucunun konuşmalarını, tercüman Hagi'ye çeviri yaparak yöneltiyor, Hagi'nin cevapları ise ekranın altında Türkçe olarak yazıyordu. Sunucu Hagi'nin ne demek istediğini anlamamış olacak ki, tekrar sordu:

- Yok, yok, onu sormuyorum. Duayı ne zaman ve hangi cümlelerle yapıyorsun?

Hagi'nin gülümsemesi durdu ve ciddi bir yüz ifadesi ile şunları söyledi: "Benim inancıma göre dua denilen şey, telefonda markete sipariş verir gibi Tanrı'ya isteklerini sıralamak demek değildir. Elbette Tanrı'nın gücü her şeye yeter. O dilerse benim bütün vuruşlarım gol olur. Ama O'nun iş görme ve çalışma mantığı böyle değil... Aynı şey gibi... Hani bol yağmur yağsın ve kuraklık olmasın istersiniz ya... Bunun duası da, ağaç dikip orman oluşturmaktır."

Çok iyi hatırlıyorum, sunucu bu son cümlelerden de bir şey anlamamıştı. Konuyu fazla uzatmadı ve sözü transfer dedikodularına getirerek programına devam etmeye koyuldu.

Elimdeki kumandanın kırmızı düğmesine basarak TV'yi kapattım.

Düşünme zamanıydı...

Mustafa Orhan METİN - 2024

Bu deneme yazısını paylaşabilirsiniz.

Diğer deneme yazıları